31 Aralık 2010 Cuma

YeniYılYeniYılHerkeseMutluOlsun.


*sağlık(en çok anneme=))
*çok güzel filmler
*çok güzel oyunlar
*çok güzel şiirler
*çok güzel kitaplar
*çok güzel yemekler
*çok güzel anlar
getirsin 2011 bana..ve hepinize..
not:sevgili blogdaşım bugün bir arkadaşım en çok hangi insanların yanında huzurlusun diye sordu; aklıma gelen sayılı bir insandan biri olduğun için ve bu güzel yılda güzel,kötü anlarımda hep beni dinlediğin,kendi anlarını paylaştığın için teşekkür ederim.hep beraber olduğumuz mutlu yıllara..

10 Kasım 2010 Çarşamba

Inner-MyPhilosophy

Geçen bahar bi arkadaşım vasıtasıyla aşık olduğum übersonik şarkı...Pek manidar sözleri videonun içinde barınmaktadır...Dinleyelim-dinletelim...


Inner-My Philosophy from Onur Orhun Bozkurt on Vimeo.

31 Ekim 2010 Pazar

Tayyip Kırar, Meemet Güler!

Uzun zamandır yazı yoktu, zarttı zurttu mevzularına girmeden esas hususa dalıyorum sevgili okur.  Bu ayın 28’i itibariyle yürürlüğe giren alkol zammı, daha doğrusu alkolden alınan ÖTV isimli, hükümetin bütçe açığını kapatmak için her daim kozu olan sözde lüks vergisi.  Sözde diyorum çünkü zaruri ihtiyaçlar (ekmek,su) dışında her şeyi kapsıyor. Hoş onlar içinde zamanında geçici olarak konulmuş ve kol gibi kalıcı olmuş KDV var ama neyse. Misal ÖTV’ye  tuvalet kağıdı da dahil, ampül de, televizyon da. Yani kıçınızı silmeniz, aydınlanmanız veya film/haber/maç izlemeniz falan bunların hepsi lüks. Ancak bu verginin en kral kesildiği yerler tekel ürünleri ve otomobil. Halka kıyak yapar gibi bazı zamanlar bu otomobil vergisinin yüzdesi düşürülüyor ve yönetenlerin “halkının” gözüne girmesi sağlanıyor. Böyle de halkı düşünen bi yönetim söz konusu. 
Asıl mevzuya gelecek olursak beni dellendiren Tekel’den alınan ÖTV. Her şey, sanki AB uyum çerçevesinde  her bi halt tamam bi o noksanmışcasına yürürlüğe giren dumansız hava sahası kampanyasıyla başlıyor. Bakın harbiden sigara içen bi insan olarak ben bile kısmen memnunum bu durumdan, her girdiğim mekanın duman altı olmamasından falan ama bana bu seni, beni düşünen tavırlar gram samimi gelmiyor. Birincil amacın, içkili mekanlara rağbeti düşürmek olduğuna adım gibi eminim. Kampanyanın yürürlüğe girmesinin hemen ardından, daha önceden 30-40 kuruş arası seyreden sigara fiyat artışlarının, übersonik bi şekilde 1.20 lira civarında  yapılması ise “çok sevgili” başbakanın “ Ben bu sigara işine baştan kılım aga, halkımın sağlığı bozuluyor, içirmem, bu yüzden yaptık zammı” ifadeleriyle destekleniyor ve  kasalarına muazzam bi para giriyordu. 28 Ekim’e kadar geçen süreçte, sempatiğin kralı başbakan, cebinde sigara gördüğü vatandaşların paketlerini alıp ortadan kırarak,ülke içinde Mahmut Hoca’ymışcasına geziniyordu. Peki 28 Ekim’de ne oldu?



Çok afedersin ama eşşeeen zki oldu sevgili okur. Alkollü içeceklere yüzde 44 zam geldi.  35 liralık büyük rakı 45 liraya çıktı. Var gel sen oradan hesap et diğer içeceklere etki eden zammı. Zam öyle fena ki; eskiden büyük yetmezse diye yanına alınan ufak rakı parasıyla arasında 5 lira var. Daha bu zamdan 2 hafta önce İngiliz vatandaşı Meemet Şimşek isimli maliye bakanı kişisi yılbaşına vergi artışıyla girmiyoruz açıklaması yapıyor ve 2 hafta sonra alkollü içeceklere normal şartlarda 6-7 yıl içinde etki edecek zammı tek kalemde yapıyor. Bakan efendi bu zam  ne ayak diye soran basına:” E düzenlemeyi erken yaptık, yılbaşında zam olmayacak işte “ gibi pişkinliğinin zirvesi bir yanıt veriyor. Akepe bu zamla kasasına 2.8 milyar lira para koyuyor ve “nası oluştuğu belli olmayan” bütçe açığını kapatma yolunda müthiş bir başarı sağlıyor. Adamlar şaka maka içkiyi yasaklama yolunda  baya kararlılar. Bu sayede kendi öz tabanı milli görüşün alttan alta göynünü de çalan hükümet aynı zamanda süper bi voleyle senin,benim, içki içen herkesin ardını dövüyor. Şahsen zam haberini ve oranını duyunca sinirlerim hoplamıştı ancak bilmiyordum ki o an yaşadığım sadece sinir replikasıymış. Asıl Meemet efendinin ikinci açıklamasıyla kafayı kırdım. Sektörün içindekilerin “kaçak içkiye gün doğdu”  yaklaşımının ardından bakanın açıklaması pek manidar:  'Derdimiz gelir değil. Zammı halkın sağlığı için yaptık.' Lan bu millet ne zamandan beri bu kadar dangalaklaştı ki bu adam bu kadar kolpa,yalan,pişkin,şuursuz açıklama yapabiliyor? Demecin geçtiği haberde bu açıklamayı bi de gülerek yaptığı belirtiliyor. Vay arkadaş, adam duramamış söylediğine kendi bile gülmüş. Ancak paşam biliyor ki dikta rejimlerinde ne basın ne sivil toplum ne de halk adam akıllı bi tepki sunacak, gül gibi geçirecekler zammı. İstedim ki bi çevremi dürteyim, ortaya bi tepki koyulsun bi şekilde içimde kalmasın bu pişkinlik ancak öyle bi noktaya getirilmişiz ki; sıradan, herhangi bi siyasi/sivil oluşuma dahil olmayan vatandaşın, belli bi güruh oluşturup tepki gösterebilmesinin yolu yok. E dedim nereden toplu şekilde insanlara ulaşılır? Feysbuk. Bana aklıma gelen ilk yolun bu olması o kadar zavallıca geldi ki, sağa sola bok atarken asimile olduğumu görmem o denli tokat etkisi yaptı ki, bi eylemde bulunamadım bile. Alttan alta eş dostla bunu konuştuğumda “sıçtık” ya da “içmeyiver” gibi sığ tepkiler dışında bir şeyde elde edemedim. Bu olayın öncelikle içkiyi pahalı içecek olmakla alakalı olmadığını anlatamadım. Hevesim kırıldı başka bi teşebbüste de bulunmayıp ancak buradan içimi rahatlatıyorum. Hayatımda ilk kez ciddi şekilde “artık bu ülkede yaşanmaz” diyorum. Bu da benim dirayetsizliğimdir. 

18 Ağustos 2010 Çarşamba

KariyerDeYaparımTatilDe=)


sevgili okuyucu zen tatillere gider hava atar da ben yapamaz mıyım?bu zavallı kız da artık bi dinlenmeyi haketmedi mi?önce en sevdiğim arkadaşımın yanına bir giderim(her yaz Ören 'e gitmezsem olmaz kızlar bir biraraya gelicek mutlaka=)=)onu da alırım oradan da ver elini bodrum=)

25 Temmuz 2010 Pazar

Gurbet Eller!!!


Gurbet ellere kaçıyorum ne internet bağlantısı ne telefon...Blogda bi süre ben yokum sizi Yass ile başbaşa bırakıyorum...Öperim...

8 Temmuz 2010 Perşembe

Zenana Pilsner


Hani açken alışverişe gitmek sakattır, bünyenin canı gördüğü her şeyi çeker ve kasada küçük çaplı bir bozguna uğrar ya ( “hani, ya” kalıbı kullanmak…o yeah!) , dün öğrenmiş bulunuyorum ki kafa güzelken de kuruyemişçiye girmek aynı oranda sakatmış. Bir süredir devam eden devlet-vatandaş sorunumun çözülmesi hasebiyle dün, yazın başından beri ısrarla gittiğim barın, ısrarla oturduğum sandalyesinde arkadaşlarımla oturduk, içtik ve eve dönmeden “du lan iki bira alayım cila olsun” mantığıyla girdim kuruyemişçiye ve 5’i extra olmak üzere 11 bira aldım. Ben sanıyorum ki kafadaki “ehe ehee negzel bi gün laaa” diyen arkadaş gaz vermeye devam edecek evde de. Lan daha koltuğa oturduğum dakika uyumuşum, gece yarım suları uyandım ve ayıldım. 11 bira lan 11 hayvan. Bi insan bütçesini durduk yere böyle sikertmez, sikertmemeli!! Bugün akşama doğru eve döndüm dolapta kuzu gibi yatıyorlar. Ekmeğin içine koyacak bi kaşar peyniri yok ama 3 kişiyi gece sonunda halay çekecek kıvama getirebilecek bira var. Bu minvalde açtım bi tane ve zar zor bitirdim. Bol bol olmasından dolayı bünye istemiyor içmek tabi. Şerefsiz psikoloji seni. Neyse efendim blogu kişisel çıkarlarım için kullanıyor ve buradan açık arttırmayla “süper soğutulmuş, gevrek bira” satışı başlatıyorum. Ya da siktir et açık arttırmayı falan, uğrayın iki bira müessese ikramıdır.

6 Temmuz 2010 Salı

OkulCanımıAldın.


yazın okuldayım,kışın okuldayım,okulda değilsem okulu düşünüyorum=)1 senedir hayatım böyle geçiyor diyebilirim.üniversitenin ilk 2 senesi feci yatmış olmanın cezasını çekiyorum.sene tekrarlarını kıl payı atlattıktan sonra oldukça büyük bir ilerleme kaydetmiş bulunuyorum ama yaz okullarında yükseltmeye ders almak,dönemde yükseltmeye ders almak,bir yandan ilgilendiğime karar vediğim alanda işime yarayacak seçmelileri almak suretiyle beynimi yemiş bulunuyorum.bu yazım resmen ziyan mesela yaz okulu bitiyor büyük bir bal sonucu ayarladığım stajım başlıyor sonra da okul=)Zen de anca yazı yazmadın desin=)

sonuç:biri beni tatile götürsün=)

Naci en Alamo


Blog'da ne hikmetse hep çingan,balkan şarkılar paylaşasım geliyor, sebebini bende bilemiyorum. Tesadüf diyelim ve bu sefer bu tarzın bana göre amca oğlu olan flemenko şahane bi şarkıyı ortaya atalım. Şarkı Tony Gatlif abimizin, Remedios Silva Pisa isimli bağğyan deli dehşet sesiyle fena bi hale getirmiş şarkıyı. Vengo filminin de soundtracki. Şarkı doğal olarak İspanyolca, buraya Türkçe çevirisini koyalım daha bi mana bulsun. Ben şarkının Yasmin Levy versiyonunu pek tamahkar şekilde dinlerken, pek sevgili bi arkadaşımın sayesinde daha bi güzel olan bu versiyonla yanaklarım al al olana kadar rakı içmek istiyorum. Dinleyiniz, içiniz, içtiriniz!!!

Remedios Silva Pisa yorumu:
Naci En Alamo (Original Video Clip) from blog.memoonline.net on Vimeo.

hiçlikten geliyorum
ne bir yerim var
ne de vatanım

bir yangın başlatabilirim parmaklarımla
yüreğimle şarkı söylerim sana
ki 
yüreğimin teli sızlamakta

alamo'da doğdum ben (aşktan doğdum ben)

hiçlikten geliyorum
ne bir yerim var
ne de vatanım

büyüler seni, acınla şarkı söylediğinde kadınlarımız.

Yasmin Levy yorumu:



5 Temmuz 2010 Pazartesi

Haykırma Müessesesi #4





>   Dünya Kupası’nın başından beri Hollanda taraftarıyım, keşke turnuva öncesi buraya bi yere not düşseymişim, herkeste bi Hollanda sempatizanlığı baş gösterdi adamlar bok gibi oynasalar dahi Brezilya’yı eleyip yarı finale yükselince. Bunca zaman sürekli şahane top oynayıp en fazla çeyrek finale kadar çıkan takım      (Yaş itibariyle hatırladığım en eski turnuva 94 DK, zaman mefhumum buradan itibaren işler) en kral özellikleri olan şahane futbolu normale indirgeyince kendilerini yarı finalde buldular. Futbolun adaleti yok hakkaten. Ya da süpersonik insan, milli yorumcumuz Ömer Üründül’dan alıntı yapmamız gerekirse “Tağbi Erdoğan futbol enteresan”.  

>Son iki aydır 6’lık bir serisini kaybetmek, diğer 12lik bir seriyi de annemlerde unutmak üzere 3 kere vesikalık fotoğraf çektirdim hala adam gibi poz veremiyorum. Kasılıyorum resmen lan. Tüm fotoğrafçıların ortak cümlesi “gülümsemeyi pek sevmiyoruz galiba” bu cümleyi duyunca iyice somurtuyorum ben, sinire kesiyorum. Bugünkü fotoğrafçı “abi aşağıya in hazır olunca zile basarsın” dedi. Karanlığa doğru “bu sefer süper poz verecem” gazlarıyla inerken, bildiğimiz beyaz bir atletle odadan çıkan bi dayıyla karşılaştım. İlk 3 saniye götüm attı. Karanlık vs. Zen vs. Atletli Dayı. Sanırsam dayı inceden tedirginliğimi fark etti ki yukarıya “sıcak su ahmıyo layn!! diye hönkürdü. Dayıyla karşılaşmış olmak tüm gazımı skip attı tabi mal gibi bi poz çıktı ortaya.  Oysa ki fotoğrafçı karşısında Monica Bellucci var ve onun “click here to see naked pictures” fotolarını çekiyormuşcasına “çeeok gizeell” , “evet bozmuyoruz, onn numara” nidalarıyla beni gaza getirdikçe sandım bu sefer herkesin gönüllerini feth edecem bu vesikalıklarla ama muvaffak olamadım ne yazık ki. Zorla gülmeye çalışırken kitlenen dudaklı, gözlerde keşke siktirip olup gitsem buradan diyen bi ifadeye sahip yepisyeni 6’lık bebekler elimde. Keşke bunlarda bi şekilde kaybolsa lan.

> Mahallemizin muhtarının masasında “XXX  mahalle muhtarı Cemil Şensöz” yazılı bir adet bayrak bulunduğu gördüm ya bu ego bizi vilayet yapar, ahanda buraya yazıyorum( aslında burada elimi ağzıma götürüp, dudağıma değdirip, düz bir zemine yazıyo gibi yapıyorum ama gerçekten yazınca, orada yazdığım yazıyorum bu anlamı veremiyor tabi. Çok karıştı ama neyse. Heeaa bu arada muhtarın ismi sallıyorum, uyandırayım. Neyse ben yine daldım parantez içine, çıkınca görüşürüz).

>  Arkadaşımın evinde yaklaşık bi 8-10 yıl sonra ilk kez Sims oynadım. Yılların acısını 9 saat aralıksız oynayarak çıkardım. Benden bu yana çok geliştirmişler oyunu, adama  röbdeşambır giydirebiliyoruz lan daha ne olsun?! 


>  Factotum’u izledim, kişisel tarihimde kitabını okuduğum eserin ilk kez sinema versiyonunu izlemiş bulunuyorum. Doyasıya yıllardır sağdan soldan başka eserler de maruz kaldığım “ kitaba sadık kalmamışlar, bok gibi film olmuş” artisliğini yapmak istiyorum ama filmde gayet güzel olmuş lan. Hele Barfly’la filmi, Bukowski olarak Mickey Rourke’la Matt Dilon’u karşılaştırırsanız oldukça tatmin edici olmuş diyebilirim. Barfly’ın tek artısı Hank’ın yaşadığı dönemde çekilmiş olmasından ötürü babanın kısada olsa bizzat filmde gözükebilmiş olmasıydı. Bunda da eş durumundan Linda Bukowski iki saniye gözükse gönüller daha bi şen olurdu ama gram eksiklikte değil tabi.

>  Soul Kitchen’ın soundtrack albümü Once’ınkiyle  kapışır, uyandırayım.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Bu nedir?

Türk sineması 4 büyüklerinden (Filiz Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik) favorim her zaman Filiz Akın olmuştur ama Türkan Şoray'ın bu fotoğrafı nedir arkadaşım bana birisi açıklasın lütfen?

4 Haziran 2010 Cuma

Geliyoruz!!


Ey blog okuru bi süredir ben şehir dışındaydım , Yass'da kendini finallerine kaptırmış durumda haliyle yazı göremiyorsun burada. Ancak yakında üstteki fotodaki gibi zbam zbamm hem nalına hem mıhına vura vura döneceğiz!! Ha benim Cem'ime ha Uzan'ıma!!!

14 Mayıs 2010 Cuma

to be Simple again...

Halihazırda bir arada olmayan Songs:Ohia'nın fazla güzel şarkısı Just Be Simple. Bi koltukta çakılı halde yanına sigara meze edilesi. Şarkı içerisinde "Why put a new address on the same old loneliness" gibi insanın ağzına ağzına vuran sözler barındırıyor. Buyrun:

30 Nisan 2010 Cuma

Deal with the Devil!

İstediğim saatte uyuyup istediğim an uyanabilecek bir bünyeye sahip olmak için ruhumu şeytana satarım, acımam. Şan, şöhret, para falan istemiyorum şeytancan, uyku mevzunda kedi yetisine sahip olmak istiyorum sadece, huoop uyu huoop uyan, uyandın canın sıkıldı huoopp tekrar uyu!!

18 Nisan 2010 Pazar

Manidar!

Deniz'leri astıran komutan boğularak ölmüş. Madımak faili de geçen yıl donarak ölmüştü. Ölüme methiye düzecek değilim ama manidar yollarla gidiyor adamlar.


foto kaynak: Luci

15 Nisan 2010 Perşembe

çuvaldız

hayat ne kadar zordu..
ne kadar kötü,sevgisiz
bir dünyaydı bu böyle..

insanlar yalan söylüyordu
nasıl güven-ebil-ecektik?



güvenilirliğimize güvenebiliyor
muyduk peki?

7 Nisan 2010 Çarşamba

binbeşyüzblogyuttum=)

ben bu blog alemine iyi sardım=)resmen takip ettiğim insanlar oldu ve moralman bi yükselişteyim sanki bu sayede=)insanların da dertleri mutlulukları kendilerine özel "ennn"leri olduğunu onların ağzından(!)(elinden!)okumak pek tatlı bişeymiş di mi zen?

6 Nisan 2010 Salı

Goran Bregovic- Gas Gas


Hani müzük gruplarıyla röpörtaj yapılırken sorulan "siz neleri dinliyorsunuz?" sorusu vardır, onlarda ayrı ayrı isimler/tarzlar söyler ve "İşte biz bu çeşitlilikten besleniyoruz" derler. Blogda da o tadı yakalıyoruz benim bu postumla. Hemen bir önceki postta blogdaşım Yass, Frank Sinatra'yı ortaya atmış bende hazır bahar geldi, içimiz gıpır gıpır diyerek Goran Bregovic'den bir şey koyayım. Gas Gas isimli bu şarkı harbiden bünyeye gazın allahını veriyor ve vücutta oynamadık tek bir zerre bırakmıyor dinlerken. Büürrun efenim>>


5 Nisan 2010 Pazartesi

dım1dım2=)



bence en güzeli ders çalışırken sinatra dinlemek..

baharsanabayılıyorum=)

*2 tane ölümcül sınavım olmasına rağmen mutluyum=)
*gece 12 buçuk oldu hala sınav için umut verici bir ilerleme kaydedemedim ama mutluyum=)
*notları turuncu sarı pembe kırmızı kağıtlara yazmak ne güzel bişeymiş insan okurken sırıtıyo resmen=)
*dün minik bi çocuk oyuncak arabasını küçük bi kuşla yarıştırıyodu bu gürültüye daha fazla dayanamayan kuş uçup gidince bizimki yaygarayı kopardı beniiiiiiiiiiiii geçtiiiiii diye=)ona bayıldım=)oğlunun büyük(!)derdini önemseyip ciddiyetle teselli eden annesine daha çok bayıldım=)
*en çok sevgilinin yarım saatte olsa göreyim mantığıyla yamacıma gelmesi kikirdetiyo sanırım beni=)
*fotoğrafta yüklicem artık bloga=)
*küçük prensli kolyemmmm var=),onu benim yapan en tatlı kuzine öpücükler=*
*turuncu sarı yeşil pembe kağıtlar beni bekler..gittim.

2 Nisan 2010 Cuma

Ocağımı Söndürdünüz Lan!

Bi de İsa'nın son yemeği modlarına girmişler pis pis sırıtıyorlar, bi de Locke'u İsa yapmışlar!!Çocuğumu kesmeme ramak kaldı!!


29 Mart 2010 Pazartesi

24 Mart 2010 Çarşamba

Pişt!

Buradan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma sesleniyorum. Lan oğlum bana artık kitap ve film önerisiyle gelmeyin. Ortaokuldan kalma matematik bilgimle kabaca bir hesap yaptım : 40 yaşına kadar okuyacağım kitaplar ve 27 yaşına kadar izleyeceğim filmler belli. Bi de "Zen sen çok seversin bak x'in kitabı/filmi" diye canımı çektirip bu yaşları daha üstlere çekmeyin. Bi de yönetmenler ve yazarlardan ayrı bir ricam olacak: Ben elimdekileri bitirene kadar yeni eser yaratmayın, olur mu canım? Ha benim yaratıcı güllerime, ha güzellerime...Hadi bakayım..!!

by Scotti Wilson

Bana teknikle tabirle gelinmesin arkadaşım. Çizimler hoşuma gitti koydum. Eser sahibi yaşıtım Scotti Wilson. Kaynağı şurdan.





Neşeli Ol ki Şen Kalasın!!


Bi süredir blogda bi gelişme yok, biliyorsunuz. Öncelikle bundan ötürü bi kusura bakılmasın diyerek mevzuya başlayayım. Bi dakka lan ben kimden, neden özür diliyorum ki şimdi? Sanmıyorum ki bi insan evladı da “zenyass’da kaç gündür post göremiyorum, hanım dil altlarımı getir!” gibi bir cümlenin geçtiği bir sekansta bulunmuştur. Bak şimdi fena sinirlendim heaa!! Yok lan size yazı falan, dağılın!

(6,4 saniyelik bir sakinleşme süresinin ardından)

(Küsüratlı rakamı da çakarım)

En son yazıya bakıyorum; bahar geliyo, sokağa koşun gibi galeyana getirici bir post olmuş. Efenim bilinsin ki Ankara denen şerefsiz her sene olduğu gibi Mart ayında ucundan güneşi gösterip, bizleri sokağa döküp verdi soğuğun gözüne gözüne. Ayın ilk günlerindeki şahane olan hava bi süre yerini Ocak’da görmediğimiz soğuğa bıraktı. Her yıl klasikleşen “bakalım kediler nasıl çiftleşiyor, çiftleşmeden önce erkek kedi dişisine nasıl bir aşk dansı yapıyor” temalı sokak gözlemlerimi bile yapamadım. Öyle soğuktu yani (Blogda sonu gelmez geyik: Hava Durumu). Neyse ki gecenin gündüze denk olduğu 21 Mart gününün ardından (Zenana’dan pratik ilkokul bilgileri) harbiden güzelleşti havalar. Bugün sigara almaya çıkınca bi baktım resmen gelmiş bahar, bildiğin şortla gezilme havası. Hayır dışarı çıkmamı gerektirecek bi durumda yok. Aradım arkadaşımı buluşalım hava şahane diyerek, ancak bu güne dek duyduğum en sağlam bahaneyle karşılaştım: “Türkmenistan’a gidiyorum!” Saygı duyarak inceden biraz da tırsarak durumu kabullendim ve dışarı çıkma isteğim içime kaçtı.



Dedim madem çıkmıyorum sıcacık yuvamı tertip düzene sokarak sıcaklığına sıcaklık katayım. Geçen hafta annem ve babamın teşrifinin ardından ev zaten bal dök yala kıvamında, gittiklerinden beri Mr. Muscle oldum evin içinde. Çocukken Mişel Fayfır’ın bi filmini izlemiştim. Serserilik ve çakallıkla ün salmış öğrencilerin olduğu Güney Dakota Endüstri Meslek Lisesi’ne tayini çıkan Mişel, çakalları yola getirmek için tüm sınıfa ilk dersten 5 veriyordu( Ey Plas veriyordu anlayın işte[a+]). O güne kadar hiç not olarak 5 almamış bebelerin bazıları da canını dişine takıp ders çalışmaya başlıyordu. Tabi elebaşları “süt mü oldunuz la bi kere 5 alınca” diyerek, bu düzelmeye meyilli ekibe gerekli ayarı çekiyordu ancak sonrasında en süt en efendi herifte o oluyordu( ya da ölüyo muydu acep?) Hatta aynı senaryonun Gülşen Bubikoğlu’yla Türk dizileri içinde yer almışlığı da vardır( hafızamı zikeyim). Neyse işte bende aynı bu havadan 5 almış öğrencilerin mantığıyla tertemiz evimin bu düzenini bi ömür sürdürme çabasındayım. Yerlere saçılmasın diyerek kül tablalarını zamanında boşaltıyor, yediğim yemeğin tabağını itinayla makinaya yerleştiriyorum. Blogu annem okuyo olsa eminim gözlerinde tomurcuklar birikirdi şu an. O yüzden buradan ulusa sesleniş mahiyetinde uyarıda bulunayım; bu eve gelip, evi dağıtmaya yönelik en ufak eğilimi olan bir kişi sezdiğim dakika, üşenmem bahsettiğim filmi indirir, üç kere üst üste izletirim. Bu denli ciddiyim. Ayrıca önceki hafta bu eve poker bahanesiyle gelip, her yere bira döküp , yerleri izmarit manyağı yapan ve hatta ben uyuduktan sonra içi dolu bardağı yere düşürüp kırmak münasebetiyle ortalığım amua koyan biricik dostlarıma da “ağzınıza zıçayım gebeşler” demek isterim. Hayır ben yatarken o kadar fena değildi ortalık, ben uyuduktan sonra alem yapıp beni mi çağırmadılar acaba diye düşünüp iyice sinirleniyorum.

Neyse efenim amaç gönüllerin bir olması, blogun yazısız kalmaması. Yoksa inanın neden bahsettin şunca yazı boyu deseniz bi Mişel derim başka da bir şey hatırlamam. O denli araya karışık bi yazı oldu. Mazur görün, öperim.

2 Mart 2010 Salı

Sokağaaaaaaa!!!


Ankara'da hava bugün çok güzeldi önümüzde ki üç gün devam edecek bu şahanelik.Bahar inceden hissettirmeye başladı kendini.Ben garantici olduğum için halen botlarım ayağımda dolaşıyorum ama normal bireyler çoktan konservelerini, spor ayakkabılarını giymişler ayaklarına. O zaman hadi koçlar, hadi yiğitlerim sokağaaaaaa!! Barların bahçeleri açılmış bizi bekler!!!!!

26 Şubat 2010 Cuma

Feysbuk Feysbuk Her Gün Aradım Durdum!

Girişi İsmail YK’dan yaptım varın bu yazı nasıl devam edecek gerisini siz düşünün(yazının ilk cümlesinde okuyucu kaybetmek). Herkeslerin bu “sosyal paylaşım ağı”na üye olmasından mütevellit ve şahsım adına her girdiğimde ayrı bi enteresanlıkla karşılaşıyor oluşumdan, dedim iki kelam edeyim hakkında. Hem güncelden popülerden ekmek yemek Türklüğün şanındandır bende bi şekilde nasipleneyim. Söyleyecek bi hayli sözüm olmasından ötürü bu yazı serinin ilk kısmı olsun,haydi rastgele:

Yorumlar/Yorumcular:

İnteraktif bir zik olmasından dolayı feysbukcan’ın her yerine her şeyine yorum yapılabiliyor. Bunların içinde şüphesiz en sinir bozucu olanlar birbirlerinin fotoğrafları altına yorum yapan “hanimişte hanimiş” mantığındaki hanım arkadaşlar.“Ayy Sibeaal çok tatlı çıkmışsın fıstığım!!Dikkat et kaparlar seni kıı :D:D:D” bu asab bozucu eylemin en sade örneğidir.Ya da Sibel nerden bulmuşsa Nicole Kidman’la fotoğraf çektirmiş(N.K. burada örnektir,öyle bir arkadaşa sahip değilim) altına dayamışlar yorumu “sen daha güzelsin ashkuuummm:D:D” Nah daha güzel. O “ashkuum” yarın gider bebişim olur, tontişim olur, minnoşum olur, börtüm böcüüm, gurbet vatan sıla hasretim, topraam bile olur. Benim bu yorumlardan anladığım Sibel güzel bir kızsa>aramızda çekememezlik yok mesajı vermek, eğer kaknem, çirkin bi hatunsa> zaten gönül rahatlığıyla bebiş, tontiş denilebilir, zararsızdır. Bu yazı olabildiğince subjektif bir yazı olduğundan kimsenin alınmamasını tavsiye ediyorum, yoksa birileri için tontişliği ifade eden bir Sibel vardır muhakkak.

Sibel’e tontiş derse yanlış anlaşılacağını düşünen erkek zihniyeti ise olaya farklı açıdan yaklaşır ve çok şahane çıktığı iddia edilen Sibel’in fotoğrafının altına “Ee kim çekti?” gibi bir daha karşılaşırsam yorum sahibine ıslak odunla dalacağım beni sinir hastası eden yorumu yapar. Lan güzel olan Sibel, fotojenik olan Sibel, zaten büyük ihtimalle beni şurada bi çeksene diye makinayı eline Sibel verdi, e sen ne bok yemeye sadece bi deklanşöre bastın diye övgüden nasiplenmeye çalışıyorsun? Yalnız sembolik bi isim olarak seçtiğim ve sinir dolduğum Sibel sanki tüm bu olaylar içinde en masum kişi gibi gelmeye başladı birden. Ama yok acımamak lazım Sibel’e de, zağar gibi mal gibi arkadaş çevresi edinmiş zamanında hak ediyor tüm bunları.

Birde her boka kopan ya da ayırt etmeden alayını yiyen yorumcular var. Karakterimiz Sibel zaten arkadaş çevresinden anlayacağımız üzere sürekli kedi/köpekli ve bebekli videolar paylaşan ömür törpüsü bir insan. Paylaştığı, kedinin yataktan düşmeli videosuyla “Ayh koptum”,”zahaha yarıldım” yorumları alıyor başını gidiyor. Yahu bi kopmayın bi yarılmayın, bi efendi gibi belli edin beğeninizi! Ama yook illa bi abartacak o, yoksa nasıl belli edecek en çok sevenin o olduğuna? Ya da Allahın belası Sibel(yazdıkça sinire kestim haa) parmak şıklatınca sırıtan bir bebeğin videosuyla sahne alıp sabırları zorlamaya devam edecek ve müritleri daha dakika geçmeden “Ayh yerimmm!!” ,”Soytarı içime sokarım seniii!!” gibi yorumlar yapacak.Yuh hayvan yavaş ol , bi kere Türkçe esnek bi dil neyi içine sokuyorsun öyle? Ya da erkeklerin bilinçaltına çağrışımla mesaj yollayacak kadar zekisin de bizi mi yiyorsun? Sürekli bunları paylaşıp duran Sibel’in de bu kısa vadeli beğenilme durumu hoşuna gidiyor ve ne zaman feysbuku açsanız ana sayfanızda Sibel’in kopma/yeme tavsiyesinde bulunduğu videoları görüyorsunuz.

Yazının bu kısmında ise Sibel’e biraz huzur verip, medeniyete ayak uyduramamış yurdum erkeğini konu edinmeye başlayacağız(Sosyoloji programı yapıyorsun di mi, o nası giriş lan?). Olayın özeti şudur ki: Türk erkeği uçana kaçana sarkar, dil farkı ,zaman mekan onun için önemli değildir , arkanızı kollayın. Bir örnekle açıklamak gerekirse:


Vatan millet Sakarya mottosuyla yetiştirilen Filiz kızımız Türk gençlerini çağırarak kendi kaşınmış bunu belirtmek istiyorum. Yalnız verdiğim örnek fazla çarpıcı oldu o yüzden bu konu hakkında fazlaca yazacağım olmasına rağmen “yarıldığım” için kısa kesmeye karar verdim. Sadece şunu söyleyeyim, feysbukta istisnasız her grupta araya serpilmiş, libidosu yüksek bi Türk genci bulabilirsiniz. Bunu teyit ediyorum size.

TO BE CONTINUED…

2 Şubat 2010 Salı

KüçükPrensAslındaÇokBüyüktü..(1)


yass notu: çok ünlü bir çocuk kitabıdır "küçük prens"..ama akıl ermeye başladıktan sonra okuyunca bir anda sihirli bir kitaba dönüşür..en sevdiğim kitaptır diyebilirm..söyleyeceğim çok şey var onun için en iyisi susmak ve "onu" konuşturmak..



......

Asteroid-B-612 hakkındaki bu açıklamaları sadece büyükler için yapıyorum. Onlar şekillerden hoşlanırlar.
Onlara yeni tanıştığınız bir arkadaştan bahsetseniz,asla en önemli soruları sormazlar. Size arkadaşınızın sesinin nasıl olduğunu, hangi oyunları tercih ettiğini, ya da kelebek koleksiyonu yapıp yapmadığını hiçbir zaman sormazlar. “ Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Babası kaç lira kazanıyor? “ gibi şeyler sorarlar. Ancak bunları bildiklerinde onu tanımaya başladıklarını düşünürler.
Onlara “ Pembe tuğlalardan yapılmış bir ev gördüm, pencerelerinin kenarında sardunyalar, çatısında güvercinler vardı” diyecek olsanız, böyle bir evi hayal edemezler bile. Onlara “ Yüz bin dolar değerinde bir ev gördüm “ demeniz gerekir. O zaman “ Ah, ne kadar güzel bir ev! “ diyeceklerdir.
İşte böyle. Bu yüzden de onlara “ Küçük prens çok güzeldi, kahkaha atıyordu ve bir koyun istemişti. İşte bunlar onun var olduğunun kanıtıdır “ deseniz, omuzlarını silkecek ve size çocuk muamelesi yapacaklardır. Ama “ Onun geldiği gezegen Asteroid B-612 “ derseniz, size inanacaklar ve sorular sormaya başlayacaklardır.
Onlar böyle işte. Bu zayıflıklarından yararlanmak doğru olmaz. Çocukların yetişkinlere karşı daima anlayışlı olmaları gerekir. Ama yaşamı gerçekten anlayan bizlerin, şekillere ihtiyacı yoktur. Hikayeme masal anlatır gibi başlayabilirdim. “ Bir zamanlar bir küçük prens vardı, kendisinden pek de büyük olmayan bir gezegende yaşardı ve bir arkadaşa ihtiyacı vardı “ diyebilirdim. Hayatı gerçekten anlayan bizler, bunu daha gerçekçi bulurduk.

.....

Sakin..!

Du bak blog okuru 2010 sönük başladı hadi iş diyelim güç diyelim ama 2 güne başlar post akını yeniden...gönlünü ferah tut!

6 Ocak 2010 Çarşamba

Yass Doğmuş!


Zenyass Blog Company Coop. yüzde 50 hissedarı Yass hanım’ın doğum günü bugün.Yazı yazma huyunu kaybetse de , blogumuzun edebi yanını doldurmaya üşense de blogun vazgeçilmez parçasıdır. Umudumuz , böyle hiiç işi olmadığı, hiiiç sınavı olmayan ve gaza geldiği bi gün yeniden yazılarını görmektir blogda.Mutlu ,şahane bi yıl olsun onun için.

Not: Blogun son vaziyeti: Önemli günler ve haftalar kutlanan , interaktif mecra. En son yılbaşı kutlamışız şimdi doğum günü ama sen dur sevgili okur daha bitmedi.

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yeni yıl,Kırismıs,2010...Yok beaa!

Yeni yıl olmuş, 2010 başlamış gibi bir söylenti var...Benim pek inanasım gelmedi ama duyumlarımı da kulak arkası yapmak istemedim. Oha 2010 diyolar lan...

Bunlarda Var:

Related Posts with Thumbnails