29 Mart 2010 Pazartesi

24 Mart 2010 Çarşamba

Pişt!

Buradan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma sesleniyorum. Lan oğlum bana artık kitap ve film önerisiyle gelmeyin. Ortaokuldan kalma matematik bilgimle kabaca bir hesap yaptım : 40 yaşına kadar okuyacağım kitaplar ve 27 yaşına kadar izleyeceğim filmler belli. Bi de "Zen sen çok seversin bak x'in kitabı/filmi" diye canımı çektirip bu yaşları daha üstlere çekmeyin. Bi de yönetmenler ve yazarlardan ayrı bir ricam olacak: Ben elimdekileri bitirene kadar yeni eser yaratmayın, olur mu canım? Ha benim yaratıcı güllerime, ha güzellerime...Hadi bakayım..!!

by Scotti Wilson

Bana teknikle tabirle gelinmesin arkadaşım. Çizimler hoşuma gitti koydum. Eser sahibi yaşıtım Scotti Wilson. Kaynağı şurdan.





Neşeli Ol ki Şen Kalasın!!


Bi süredir blogda bi gelişme yok, biliyorsunuz. Öncelikle bundan ötürü bi kusura bakılmasın diyerek mevzuya başlayayım. Bi dakka lan ben kimden, neden özür diliyorum ki şimdi? Sanmıyorum ki bi insan evladı da “zenyass’da kaç gündür post göremiyorum, hanım dil altlarımı getir!” gibi bir cümlenin geçtiği bir sekansta bulunmuştur. Bak şimdi fena sinirlendim heaa!! Yok lan size yazı falan, dağılın!

(6,4 saniyelik bir sakinleşme süresinin ardından)

(Küsüratlı rakamı da çakarım)

En son yazıya bakıyorum; bahar geliyo, sokağa koşun gibi galeyana getirici bir post olmuş. Efenim bilinsin ki Ankara denen şerefsiz her sene olduğu gibi Mart ayında ucundan güneşi gösterip, bizleri sokağa döküp verdi soğuğun gözüne gözüne. Ayın ilk günlerindeki şahane olan hava bi süre yerini Ocak’da görmediğimiz soğuğa bıraktı. Her yıl klasikleşen “bakalım kediler nasıl çiftleşiyor, çiftleşmeden önce erkek kedi dişisine nasıl bir aşk dansı yapıyor” temalı sokak gözlemlerimi bile yapamadım. Öyle soğuktu yani (Blogda sonu gelmez geyik: Hava Durumu). Neyse ki gecenin gündüze denk olduğu 21 Mart gününün ardından (Zenana’dan pratik ilkokul bilgileri) harbiden güzelleşti havalar. Bugün sigara almaya çıkınca bi baktım resmen gelmiş bahar, bildiğin şortla gezilme havası. Hayır dışarı çıkmamı gerektirecek bi durumda yok. Aradım arkadaşımı buluşalım hava şahane diyerek, ancak bu güne dek duyduğum en sağlam bahaneyle karşılaştım: “Türkmenistan’a gidiyorum!” Saygı duyarak inceden biraz da tırsarak durumu kabullendim ve dışarı çıkma isteğim içime kaçtı.



Dedim madem çıkmıyorum sıcacık yuvamı tertip düzene sokarak sıcaklığına sıcaklık katayım. Geçen hafta annem ve babamın teşrifinin ardından ev zaten bal dök yala kıvamında, gittiklerinden beri Mr. Muscle oldum evin içinde. Çocukken Mişel Fayfır’ın bi filmini izlemiştim. Serserilik ve çakallıkla ün salmış öğrencilerin olduğu Güney Dakota Endüstri Meslek Lisesi’ne tayini çıkan Mişel, çakalları yola getirmek için tüm sınıfa ilk dersten 5 veriyordu( Ey Plas veriyordu anlayın işte[a+]). O güne kadar hiç not olarak 5 almamış bebelerin bazıları da canını dişine takıp ders çalışmaya başlıyordu. Tabi elebaşları “süt mü oldunuz la bi kere 5 alınca” diyerek, bu düzelmeye meyilli ekibe gerekli ayarı çekiyordu ancak sonrasında en süt en efendi herifte o oluyordu( ya da ölüyo muydu acep?) Hatta aynı senaryonun Gülşen Bubikoğlu’yla Türk dizileri içinde yer almışlığı da vardır( hafızamı zikeyim). Neyse işte bende aynı bu havadan 5 almış öğrencilerin mantığıyla tertemiz evimin bu düzenini bi ömür sürdürme çabasındayım. Yerlere saçılmasın diyerek kül tablalarını zamanında boşaltıyor, yediğim yemeğin tabağını itinayla makinaya yerleştiriyorum. Blogu annem okuyo olsa eminim gözlerinde tomurcuklar birikirdi şu an. O yüzden buradan ulusa sesleniş mahiyetinde uyarıda bulunayım; bu eve gelip, evi dağıtmaya yönelik en ufak eğilimi olan bir kişi sezdiğim dakika, üşenmem bahsettiğim filmi indirir, üç kere üst üste izletirim. Bu denli ciddiyim. Ayrıca önceki hafta bu eve poker bahanesiyle gelip, her yere bira döküp , yerleri izmarit manyağı yapan ve hatta ben uyuduktan sonra içi dolu bardağı yere düşürüp kırmak münasebetiyle ortalığım amua koyan biricik dostlarıma da “ağzınıza zıçayım gebeşler” demek isterim. Hayır ben yatarken o kadar fena değildi ortalık, ben uyuduktan sonra alem yapıp beni mi çağırmadılar acaba diye düşünüp iyice sinirleniyorum.

Neyse efenim amaç gönüllerin bir olması, blogun yazısız kalmaması. Yoksa inanın neden bahsettin şunca yazı boyu deseniz bi Mişel derim başka da bir şey hatırlamam. O denli araya karışık bi yazı oldu. Mazur görün, öperim.

2 Mart 2010 Salı

Sokağaaaaaaa!!!


Ankara'da hava bugün çok güzeldi önümüzde ki üç gün devam edecek bu şahanelik.Bahar inceden hissettirmeye başladı kendini.Ben garantici olduğum için halen botlarım ayağımda dolaşıyorum ama normal bireyler çoktan konservelerini, spor ayakkabılarını giymişler ayaklarına. O zaman hadi koçlar, hadi yiğitlerim sokağaaaaaa!! Barların bahçeleri açılmış bizi bekler!!!!!

Bunlarda Var:

Related Posts with Thumbnails