
*sağlık(en çok anneme=))




Halihazırda bir arada olmayan Songs:Ohia'nın fazla güzel şarkısı Just Be Simple. Bi koltukta çakılı halde yanına sigara meze edilesi. Şarkı içerisinde "Why put a new address on the same old loneliness" gibi insanın ağzına ağzına vuran sözler barındırıyor. Buyrun:
İstediğim saatte uyuyup istediğim an uyanabilecek bir bünyeye sahip olmak için ruhumu şeytana satarım, acımam. Şan, şöhret, para falan istemiyorum şeytancan, uyku mevzunda kedi yetisine sahip olmak istiyorum sadece, huoop uyu huoop uyan, uyandın canın sıkıldı huoopp tekrar uyu!!


Buradan tüm dostlarıma, arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma sesleniyorum. Lan oğlum bana artık kitap ve film önerisiyle gelmeyin. Ortaokuldan kalma matematik bilgimle kabaca bir hesap yaptım : 40 yaşına kadar okuyacağım kitaplar ve 27 yaşına kadar izleyeceğim filmler belli. Bi de "Zen sen çok seversin bak x'in kitabı/filmi" diye canımı çektirip bu yaşları daha üstlere çekmeyin. Bi de yönetmenler ve yazarlardan ayrı bir ricam olacak: Ben elimdekileri bitirene kadar yeni eser yaratmayın, olur mu canım? Ha benim yaratıcı güllerime, ha güzellerime...Hadi bakayım..!!




(6,4 saniyelik bir sakinleşme süresinin ardından)
(Küsüratlı rakamı da çakarım)
En son yazıya bakıyorum; bahar geliyo, sokağa koşun gibi galeyana getirici bir post olmuş. Efenim bilinsin ki Ankara denen şerefsiz her sene olduğu gibi Mart ayında ucundan güneşi gösterip, bizleri sokağa döküp verdi soğuğun gözüne gözüne. Ayın ilk günlerindeki şahane olan hava bi süre yerini Ocak’da görmediğimiz soğuğa bıraktı. Her yıl klasikleşen “bakalım kediler nasıl çiftleşiyor, çiftleşmeden önce erkek kedi dişisine nasıl bir aşk dansı yapıyor” temalı sokak gözlemlerimi bile yapamadım. Öyle soğuktu yani (Blogda sonu gelmez geyik: Hava Durumu). Neyse ki gecenin gündüze denk olduğu 21 Mart gününün ardından (Zenana’dan pratik ilkokul bilgileri) harbiden güzelleşti havalar. Bugün sigara almaya çıkınca bi baktım resmen gelmiş bahar, bildiğin şortla gezilme havası. Hayır dışarı çıkmamı gerektirecek bi durumda yok. Aradım arkadaşımı buluşalım hava şahane diyerek, ancak bu güne dek duyduğum en sağlam bahaneyle karşılaştım: “Türkmenistan’a gidiyorum!” Saygı duyarak inceden biraz da tırsarak durumu kabullendim ve dışarı çıkma isteğim içime kaçtı.

Dedim madem çıkmıyorum sıcacık yuvamı tertip düzene sokarak sıcaklığına sıcaklık katayım. Geçen hafta annem ve babamın teşrifinin ardından ev zaten bal dök yala kıvamında, gittiklerinden beri Mr. Muscle oldum evin içinde. Çocukken Mişel Fayfır’ın bi filmini izlemiştim. Serserilik ve çakallıkla ün salmış öğrencilerin olduğu Güney Dakota Endüstri Meslek Lisesi’ne tayini çıkan Mişel, çakalları yola getirmek için tüm sınıfa ilk dersten 5 veriyordu( Ey Plas veriyordu anlayın işte[a+]). O güne kadar hiç not olarak 5 almamış bebelerin bazıları da canını dişine takıp ders çalışmaya başlıyordu. Tabi elebaşları “süt mü oldunuz la bi kere 5 alınca” diyerek, bu düzelmeye meyilli ekibe gerekli ayarı çekiyordu ancak sonrasında en süt en efendi herifte o oluyordu( ya da ölüyo muydu acep?) Hatta aynı senaryonun Gülşen Bubikoğlu’yla Türk dizileri içinde yer almışlığı da vardır( hafızamı zikeyim). Neyse işte bende aynı bu havadan 5 almış öğrencilerin mantığıyla tertemiz evimin bu düzenini bi ömür sürdürme çabasındayım. Yerlere saçılmasın diyerek kül tablalarını zamanında boşaltıyor, yediğim yemeğin tabağını itinayla makinaya yerleştiriyorum. Blogu annem okuyo olsa eminim gözlerinde tomurcuklar birikirdi şu an. O yüzden buradan ulusa sesleniş mahiyetinde uyarıda bulunayım; bu eve gelip, evi dağıtmaya yönelik en ufak eğilimi olan bir kişi sezdiğim dakika, üşenmem bahsettiğim filmi indirir, üç kere üst üste izletirim. Bu denli ciddiyim. Ayrıca önceki hafta bu eve poker bahanesiyle gelip, her yere bira döküp , yerleri izmarit manyağı yapan ve hatta ben uyuduktan sonra içi dolu bardağı yere düşürüp kırmak münasebetiyle ortalığım amua koyan biricik dostlarıma da “ağzınıza zıçayım gebeşler” demek isterim. Hayır ben yatarken o kadar fena değildi ortalık, ben uyuduktan sonra alem yapıp beni mi çağırmadılar acaba diye düşünüp iyice sinirleniyorum.
Neyse efenim amaç gönüllerin bir olması, blogun yazısız kalmaması. Yoksa inanın neden bahsettin şunca yazı boyu deseniz bi Mişel derim başka da bir şey hatırlamam. O denli araya karışık bi yazı oldu. Mazur görün, öperim.

Yorumlar/Yorumcular:
İnteraktif bir zik olmasından dolayı feysbukcan’ın her yerine her şeyine yorum yapılabiliyor. Bunların içinde şüphesiz en sinir bozucu olanlar birbirlerinin fotoğrafları altına yorum yapan “hanimişte hanimiş” mantığındaki hanım arkadaşlar.“Ayy Sibeaal çok tatlı çıkmışsın fıstığım!!Dikkat et kaparlar seni kıı :D:D:D” bu asab bozucu eylemin en sade örneğidir.Ya da Sibel nerden bulmuşsa Nicole Kidman’la fotoğraf çektirmiş(N.K. burada örnektir,öyle bir arkadaşa sahip değilim) altına dayamışlar yorumu “sen daha güzelsin ashkuuummm:D:D” Nah daha güzel. O “ashkuum” yarın gider bebişim olur, tontişim olur, minnoşum olur, börtüm böcüüm, gurbet vatan sıla hasretim, topraam bile olur. Benim bu yorumlardan anladığım Sibel güzel bir kızsa>aramızda çekememezlik yok mesajı vermek, eğer kaknem, çirkin bi hatunsa> zaten gönül rahatlığıyla bebiş, tontiş denilebilir, zararsızdır. Bu yazı olabildiğince subjektif bir yazı olduğundan kimsenin alınmamasını tavsiye ediyorum, yoksa birileri için tontişliği ifade eden bir Sibel vardır muhakkak.
Sibel’e tontiş derse yanlış anlaşılacağını düşünen erkek zihniyeti ise olaya farklı açıdan yaklaşır ve çok şahane çıktığı iddia edilen Sibel’in fotoğrafının altına “Ee kim çekti?” gibi bir daha karşılaşırsam yorum sahibine ıslak odunla dalacağım beni sinir hastası eden yorumu yapar. Lan güzel olan Sibel, fotojenik olan Sibel, zaten büyük ihtimalle beni şurada bi çeksene diye makinayı eline Sibel verdi, e sen ne bok yemeye sadece bi deklanşöre bastın diye övgüden nasiplenmeye çalışıyorsun? Yalnız sembolik bi isim olarak seçtiğim ve sinir dolduğum Sibel sanki tüm bu olaylar içinde en masum kişi gibi gelmeye başladı birden. Ama yok acımamak lazım Sibel’e de, zağar gibi mal gibi arkadaş çevresi edinmiş zamanında hak ediyor tüm bunları.
Birde her boka kopan ya da ayırt etmeden alayını yiyen yorumcular var. Karakterimiz Sibel zaten arkadaş çevresinden anlayacağımız üzere sürekli kedi/köpekli ve bebekli videolar paylaşan ömür törpüsü bir insan. Paylaştığı, kedinin yataktan düşmeli videosuyla “Ayh koptum”,”zahaha yarıldım” yorumları alıyor başını gidiyor. Yahu bi kopmayın bi yarılmayın, bi efendi gibi belli edin beğeninizi! Ama yook illa bi abartacak o, yoksa nasıl belli edecek en çok sevenin o olduğuna? Ya da Allahın belası Sibel(yazdıkça sinire kestim haa) parmak şıklatınca sırıtan bir bebeğin videosuyla sahne alıp sabırları zorlamaya devam edecek ve müritleri daha dakika geçmeden “Ayh yerimmm!!” ,”Soytarı içime sokarım seniii!!” gibi yorumlar yapacak.Yuh hayvan yavaş ol , bi kere Türkçe esnek bi dil neyi içine sokuyorsun öyle? Ya da erkeklerin bilinçaltına çağrışımla mesaj yollayacak kadar zekisin de bizi mi yiyorsun? Sürekli bunları paylaşıp duran Sibel’in de bu kısa vadeli beğenilme durumu hoşuna gidiyor ve ne zaman feysbuku açsanız ana sayfanızda Sibel’in kopma/yeme tavsiyesinde bulunduğu videoları görüyorsunuz.
Yazının bu kısmında ise Sibel’e biraz huzur verip, medeniyete ayak uyduramamış yurdum erkeğini konu edinmeye başlayacağız(Sosyoloji programı yapıyorsun di mi, o nası giriş lan?). Olayın özeti şudur ki: Türk erkeği uçana kaçana sarkar, dil farkı ,zaman mekan onun için önemli değildir , arkanızı kollayın. Bir örnekle açıklamak gerekirse:

Vatan millet Sakarya mottosuyla yetiştirilen Filiz kızımız Türk gençlerini çağırarak kendi kaşınmış bunu belirtmek istiyorum. Yalnız verdiğim örnek fazla çarpıcı oldu o yüzden bu konu hakkında fazlaca yazacağım olmasına rağmen “yarıldığım” için kısa kesmeye karar verdim. Sadece şunu söyleyeyim, feysbukta istisnasız her grupta araya serpilmiş, libidosu yüksek bi Türk genci bulabilirsiniz. Bunu teyit ediyorum size.
TO BE CONTINUED…


Not: Blogun son vaziyeti: Önemli günler ve haftalar kutlanan , interaktif mecra. En son yılbaşı kutlamışız şimdi doğum günü ama sen dur sevgili okur daha bitmedi.